8

Yeri
yurdu belliydi. Anasından kalan evde yaşıyordu. Kapıyı kırıp içeri girmemizden önce, esrarın verdiği durumdan dolayı bizi gülerek karşılamadı tabi. Köhne evin kapalı olan çelik kapısına, arkadan dört el ateş etmişti av tüfeği ile. Sonrasında da silahı aşağı atmıştı ve silahsız olduğunu haykırmıştı. Evin içi leş gibi esrar kokuyordu. Direnmedi. Aslında direnecek bir hali de yoktu. Aklı başına saatler sonra geldi. Ayıldığında biraz tatava yapmış. Bağırmış çağırmış falan. Hatta haklarını okumadan onu aldığımızı söyleyip, bizleri dava edeceğinden falan bahsetmişti… Hep bu Amerikan filmleri işte… Abuzer işlediği suçu hiçbir şekilde kabul etmemişti. Sürekli inkâr edip durdu. Silahlı mukavemet suçunu da sürekli inkâr etmişti Zaten yasal olarak deliydi. Avukatı Pervin Savaş da bu durumu olabildiğince lehinde kullanıyordu. Mahkeme altı yıl süresince hastanede gözetim altında tutulmasına karar vermişti. Eh ne de olsa deliydi Abuzer. Her kim onu cehennemin dibine yolladıysa, özgürlüğünün tadını çıkarmasına fırsat vermemiş demek ki. Lakin her zaman söylenir ya, kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur, işte şimdiki vaziyet tam da buydu. Kendi eceliyle geberip gitmemiş bir şerefsizin bokuna bir başkasının peşine düşecektik. Böyle olur, Abuzer gibi şerefsizler; kendini yakarken, illa ki birilerini de beraberinde götürürler. “Demek osuruğunu düğümlemişler şerefsizin evladının,” diyen Haydar’ın sesi beni bu güne döndürmüştü. “Evet… Evet de…” dediğimde, sanki beni dinlemiyormuş gibi, “Böyle bir pisliği temizleyen adamı bulup içeri atacağız öyle mi?” diye homurdandı Haydar. Haydar’ın homurdanmalarına aldırış etmeden, “Öyle valla Haydar. N’apacaksın? İşimiz bu,” dedim. “Nasıl iş anlamadım ki abi?” diyerek kafasını salladı Haydar. Aslında Haydar da benim gibi düşünüyordu, ama yapacak bir şey yoktu. İşte polisliğin bir başka zor tarafı da buydu. Duygusallığı kaldırmaz bu meslek. Ne deniyorsa yapacaksın. Tamam, kızıyoruz, belki de iyi yapmışlar falan diyoruz da, işin aslı başka. “Ne o?” dediğimde, omuzlarını silkerek, “Yok bir şey abi?” diye cevap verdi Haydar. Fakat bu isteksiz tavrı canımı sıkmıştı. “Hayır!” dedim sertçe. “Bana ters falan diyorsan, başka bir şubeye naklettirelim seni!” “Amma yaptın abi. Ne dedim ki ben?” diye karşılık verdi bu kez. “Deme Haydar! Hiçbir şey deme. Hatta Abuzer’in katilini yakalamak için canla başla çalış. Unutma, birisi bir başkasını öldürdü mü, artık iflah olmaz. Başka cesetler yaratır. Abuzer kötüydü belki, fakat bu onu öldüreni iyi yapmaz. Yani iki yanlış bir doğru etmez!” “Salih Abi haklı Haydar,” diyen Selçuk, yanı başımda dikiliyordu. “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz hacı!”