41

“Burada farklı bir alet kullanmış,” dedi eldivenli elleriyle ölünün parçalanmış omurgasını işaret ederek. “Bu bir satır ya da bir balta olabilir. Yani balta dediysem öyle koca koca ağaçları devirmeye yarayan baltalardan değil. Daha çok satırın yetersiz kaldığı durumlarda kasapların kullandığı küçük tip baltalardan söz ediyorum.” Söz ediyordu etmesine de, farkında mıydı, değil miydi bilmiyorum, ikidir üstüne basa basa kasap lafı edip duruyordu. Bu da benim aklıma çocuğun babasını getiriyordu. “Ama dur bir dakika!” dedi birden. “N’oldu?” “Balta demiştim ya?” “Evet?” “Bu yara balta, nacak yarası değil. Düpedüz satır yarası. Fakat öyle bildiğimiz satırlardan değil.” “Nasıl bir satır?” “Pala da olabilir,” diye araya girdi Ömer. “Yani öyle döner bıçağı gibi değil, daha çok hani şu belgesellerde gördüklerimiz gibi olanlarından olabilir. Yani orada da ormana giren adamlar, neredeyse tek hamlede koca koca dalları tek darbede kesebiliyorlar,” dedikten sonra eliyle kesik izlerini gösterdi. “Bakın. Omurgayı kesmemiş. Hep omurganın dibine dibine çalışmış.” “Haklısın,” diye onayladı Tarık, Ömer’i. “Uzunluğu tahminen kırk santimetre civarında. Yani kırk santimetreden kısa değil. Çünkü tek darbe,” dedi ve bana doğru döndü. Ellerinin arasında bir pala varmış gibi aşağı yukarı sallayarak konuşmasını sürdürüyordu. “Adam kurbanının arkasına geçmiş. Ayak bileklerinden asılıymış zaten, değil mi?” “Evet…” “Hah işte. Cesedi bulduğunuzda kanca ya da benzeri bir şeye asılı mıydı peki? Yani ayak bileklerindeki morarmalardan az buçuk anlaşılıyor da.” “Abuzer’i bulduğumuz odanın tavanında araları yüz otu santim olan iki halka vardı. Ayak bileklerindeki iplerle baş aşağı o halkalara asılmıştı.” “Tamam. Katil, kurbanını astıktan sonra arkasına geçmiş ve arka tarafından vurmuş aleti. Kesiklerin yönüne ve şekline bakacak olursak, katil de kurbanla aynı hizadaymış,” dedikten sonra, masanın üzerindeki parlak lambayı iyice aşağıya indirerek, kesiklerin bıraktığı izleri gösterdi. “Eğer kurbanından daha alt bir seviyede olsaydı, bu kesikler belirgin bir açıyla oluşacaktı. Ama görüyor musun? Ne kadar düzler.” “Aklıma takılan şey ise,” dedim, konuyla ne kadar ilgisi olduğuna karar veremeden. “Neden öylece bıraktı? Yani neden tamamen ikiye ayırmadı da, boyun bölgesine geldiğinde orada bıraktı?” “Onu artık katili bulduğunda kendisine sorarsın Salih,” diye cevap verdi Tarık. “Kaç gün olmuş peki öldürüleli?”