40

“Adamı koyun gibi
boğazlamışlar,” dedi. Soğuk ve bir o kadar da ruhsuz göründüğünü ilk kez bu kadar yakından fark ettim. “Seni bilmiyorum ama,” dedi Ömer kaşlarını kaldırmış, Abuzer’in cesedine bakarken. “Ben hayatımda ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyorum.” “Ben de,” dedi Tarık iç çekerek. “İlk gördüğüm an, ‘Oha!’ demişim. Şaşkınlıktan gülmüşüm bile. Arkadaşlar söyledi.” “Bana neler anlatacaksınız Beyler?” dedim araya girerek. “Çok şey anlatabilirim. Günlerce hem de,” diyerek Tarık anlatmaya başladı. “Senin de gördüğün gibi çok keskin bir aletle ki, bunu kesik yüzeyin pürüzsüz olmasından anlıyoruz, maktulün boğazı sol kulağın hemen dört santimetre ve çene kemiğinin bir santimetre altına denk gelen yerden, sağ kulağa doğru derin ve temiz bir kesikle açılmış durumda. Yani katil, işe sol kulaktan başlamış. Bana göre katilin, sağ elini kullanan birisi olması muhtemel. Bu kesikleri işleyen aleti bulamadınız değil mi?” “Hayır.” “Anlıyorum…” “Ama kesiklere bakarak, kullandığı aletin neye benzer bir şey olduğunu bulabiliriz. Değil mi?” “Mutlaka. Ondan şüpheniz olmasın…” dedikten sonra, eldivenli elleriyle Abuzer’in başını yanlardan tutup, geriye doğru yatırdı. Kesik olan boğazı, dört parmak girecek kadar açılmıştı. “Bak Salih,” dedi beni yanına çağırarak. “Yarayı görüyor musun? Ne kadar çürürse çürüsün, kesiğin temizliği ortada. Bir seferde çekmiş cinayet aletini.” “Bu kadar keskin bir bıçak?” dediğim sırada, Ömer’e bakıyordum. El ayası kadar bir büyüteçle Abuzer’in kesik gırtlağının dibine kadar eğilmişti. Bize bakmadan, “Olsa olsa sağlam bir falçete. Bir ekmek ya da kasap bıçağıyla böyle temiz bir kesik açamazsın. Çok iyi kullanıyorsan orası başka,” dedi. Son cümlesi ilginçti; “Çok iyi kullanıyorsan!” Abuzer’in öldürdüğü çocuğun babasını hemen almak lazımdı. Sabaha karşı Okmeydanı’ndan dönerken Selim’e bu işi bir an önce halletmesini söylemiştim. Aksi gibi bu bodrum katında kullandığım telefon da çekmiyordu. Ucuz diye abone olduğum şebeke, olmadık zamanda beni şebeğe çeviriyordu işte. Tarık anlatmaya devam ediyordu. “Tek seferde gırtlağı, bütün damarları ve boğazın ön kısmındaki sinir ve kas kümelerini kesecek birisi, bileği oldukça güçlü birisi olmalı,” dedikten sonra, masanın diğer ucuna yürüdü. Abuzer’in ayak bağlarını çözdü. İki ayağından tutarak ayıracak oldu ilkin, daha sonra vazgeçti. Başıyla arkamdaki, tıpkı masanınki gibi parlak metalden yapılmış tekerlekli sehpayı işaret ederek, “Şunu bu tarafa çeker misiniz?” dedi. Ömer’le birlikte tekerlekli sehpayı masanın yanına çekerken, Tarık da bir başka sehpayı masanın diğer yanına koymuştu. Tekrar Abuzer’in ayakuçlarına geçip, ölünün bacaklarını ayırabildiği kadar ayırıp, ayaklarını sehpalara koydu. Abuzer’in içi dışındaydı.