4

Biz simitleri yediğimiz sırada, ortadan kaybolan Haydar yeniden kapıda belirmişti. “Ziyafet var ha?” diyerek masaya yanaştı. Masanın üzerindeki simit torbasına bir bakış fırlattıktan sonra, “Müsaade var mı?” dedi. Her zamanki gibi hecalet duyması bizi hiç şaşırtmamıştı. “Eh herhalde be Haydar,” diyen Selçuk’un uzattığı simide iştahla yumuldu. Yenilen simitlerin ardından gelen ikinci posta çayları içerken, dışarıda yağmaya başlayan yağmurun cama vuran damlaları, pencerede diklemesine şekiller oluşturuyordu. Bir zamanlar bu şekillerden fal baktıklarını işitmiştim. İlk başta şaka gibi gelmişti, ama sonradan öğrendim ki, bu şekillerden fala bakanlar ve onlara da inananlar varmış. Hâlbuki ben daha çok kahve falını tercih edenlerdenim. Üç vakte kadar, beş vakte kadar falan olanından… Hoş bu zamana kadar baktırdığım falların zerrecesi çıkmış da değil. İnanıyor muyum? Bilmiyorum… Fakat insana yalan da olsa bazen güzel şeyler duymak iyi geliyor. Günahını sevabını bilmem. Bu yaşıma gelene kadar o kadar çok günaha şahit oldum ki, sanıyorum moralimi az biraz düzeltmek için bakılan fallarıma pek ses etmeyeceklerdir. Edeceklerse bile bu da benim sorunum. Her şey bir yana bir zamanlar bu fal meselesine de iyi takmıştım kafayı. Öyle kısmetti, maldı, mülktü, ıvırdı, zıvırdı falan değildi derdim. İki yıl önce böbrek yetmezliğinden Hakk’ın yanına uğurladığım karım Cavidan’ın durumu içindi. Aslında rahmetli Cavidan ve etrafımızda yaşayan herkes kadar ben de durumun vahametinin farkındaydım. Ama dedim ya işte insan, yalan da olsa arada sırada iyi şeyler duymak istiyor. “Hanende sağlığıyla uğraşan biri var,” demişti falcının biri. “Ağır bir hastalık geçiriyor, ama sonu selamete çıkacak inşallah,” diye devam etmişti. Ne sevinmiştim ben garip işte. O söz yalan da olsa inanmıştım. Bulutlu bir havadan sonra açan güneş gibi gelmişti falcının ettiği laflar. Lakin sonradan anladım, gerçeğin kaçınılmaz olduğunu en sahicisinden. Bilemiyorum, belki de falcının söylediklerinin hepsi gerçekti. Sonu selamet kısmı yani… Cavidan rahmetli olmuştu. Çektiği onca sıkıntı bitmişti ve onca sıkıntının ardından şimdi cennetteydi. İnanırsınız, inanmazsınız. Dedim ya, arada sırada yalan da olsa iyi şeyler duymak herkesin hakkı. Cavidan rahmetli olduktan sonra, İpek’le baş başa kaldık. İpek, kızım. Okulunu bu yıl bitiriyor artık. Doktor olacak inşallah. Onun çalışmaya başlaması demek ise, benim çalışmayı bırakmam demek. Yüzdük yüzdük, kuyruğuna geldik. Şimdi gerçekten geriye dönüp baktığımda, yirmi sekiz yılımı verdiğim ve yıllar önce emekli olmam gerekirken, sırf İpek’in okulu için uzattığım emekliliğime az bir vakit kaldı. Emekli olursam ne yapacağım bilmiyorum. Aslına bakarsanız hiç de düşünmedim. İnsan uzun yıllar böylesi bir işte çalıştığından mıdır, nedir bilinmez, sanki burada doğmuş da ömrünün tamamını burada geçirmiş gibi hissetmeye başlıyor.