38

Adli Tıp’taki morg kapısının önünde Abuzer’in otopsisinin sırasının gelmesini bekliyordum. Dışarısı soğuktu, ama inanın bana içerisi dışarısından daha soğuktu. Eh n’apalım ki, bizim işin cilvesi de buydu. Mesleki alan ölüler olduğu için, zaman zaman terslikler de yaşansa bu duruma katlanmak, bir nevi ekmek davasıydı. Şikâyet edecek eşiği de zaten çoktan geçmiştim. Meslek hayatımda geçen onca yılın ardından, ölüler artık rüyama girmez olmuşlardı. Lakin ilk yıllarım berbattı. Zavallı Cavidan… Cinayet masasındaki ilk yıllarımda o kadıncağız benden çok çekmişti. Yani öyle kötü davranma ya da davranış bozukluğu falan değil, daha başka sebepler vardı. Geceleri uykumdan sıçrayarak, bazen de haykırarak uyanmak, toy zamanlarımda karşılaştığım vakalara kafamı taktığım zamanlarda düşen moralim yüzünden evde hiç kimseyle konuşmamak, ölülerin kokusunu her an burnumun direklerinde hissetmemden dolayı, zar zor yemek yiyebilmek ve bazen de o zar zor yediğim sayılı lokmaları çıkması gereken yerden değil de, sindirmeden tam aksi yönden çıkarmak falan… Ohoo! Saymakla bitmez! İşte dün gece de toyluk zamanlarıma geri dönmüş gibi hissettim. Cinayet masasında ölülerden korkan polisin olması kadar komik bir durum yoktur. Gece yaşanan hengâmeden sonra, birkaç saatliğine de olsa eve gitmenin en mantıklısı olacağını düşünerek, kendimi eve bıraktırdığımda saat sanıyorum beşe geliyordu. Uzun uzadıya bir uyku uyumaktansa, sırf gözlerimi dinlendirmek için oturma odasındaki kanepeye uzanmak iyi bir fikirdi. İçim geçmiş… Rüyamda bir çocuk vardı. Çocuğun elinde bir satır. Satırı yukarıdan aşağı sallıyor. Cüssesinden beklenilmeyecek kadar kuvvetli indiriyor, parıldayan aleti. Satırın her tarafı kan. Çocuğun, satırı tutan eli de öyle. Kokuyu duyuyorum sonra. Çürümüş ve kokmuş et… Ama çocuk satırı her indirdiğinde koku giderek azalıyor. Karanlıkta sadece çocuk ve satır var. Bir de… Ne kestiğini sonra görüyorum. Yakınlaştığımda aydınlanıyor masanın üzeri ve üzerinde boylu boyunca yatan ceset. Aslında ceset değil. Hâlâ canlı. Abuzer’in ta kendisi bu. Çocuk elindeki satırı her indirdiğinde Abuzer’in vücudundan kanlar fışkırıyor. Satırı açtığı yaradan kaldırdığında ise yara hemen kapanıyor. Çocuğun sesi çıkmıyor. Abuzer’in sesi çıkmıyor. Benim sesim çıkmıyor. Her yer kan. Koku giderek yok oluyor. Sonra çocuk yüzünü bana dönüyor… Aman Yarabbi!!! Bu çocuğun yüzü!!! Öyle tanıdık ki!!! Bu çocuğu tanıyorum!!! Hem de çok iyi tanıyorum!!! O çocuk benim!!! Yıllardır ilk defa böyle bir rüya görmüştüm. Ter içinde uyandım. Şaka değil, cidden korkmuştum. Hem de yıllar sonra.