37

Bir sandalye çektim masadan. Tam arkasına koydum. Ayaklarıma geçirdiğim naylon poşetleri sıkıca bantladıktan sonra, bu işi için özel olarak yaptığım satırı çantamdan çıkardım. Kalçası tam gözümün önündeydi. En güçlü darbeyi bu noktaya vuracağımı biliyordum. Leğen kemiği çok kuvvetlidir… İlk darbeyi indirmiştim işte. En ufak bir tedirginlik yoktu içimde. Satır hakkını veriyordu. O güçlü leğen kemiğini tereyağı gibi kestikten sonra, daha aşağılara indim. Aralarında bir, bir buçuk metre mesafe olan halkaların birbirine olan uzaklıklarının sağladığı gerginlikle, satır indirdiğim her darbede vücudunun sağı solu birbirlerinden giderek uzaklaşıyordu. Boyun kısmına geldiğimde artık işim bitmişti. Orada daha fazla oyalanamazdım. Çünkü birazdan hava ağarmaya başlayacaktı ve İstanbul’un üzerine simsiyah bir gece çökmüştü. Aletlerimi çantama koyup, Abuzer’in muhteşem halini seyrettim. Karşımda etten ve kemikten koca bir “V” harfi duruyordu… Burada olduğuma dair ise en ufak bir iz yoktu…