33

“Sana hesap mı vereceğim ulan yavşak!” diye parlayınca bizimki, diğerleri de horoz vaziyeti aldılar. “Doğru konuş lan!” diyecek oldu elini kaldıran bir diğeri. Belli ki mahallenin polis sevmeyen sakinlerindendi gençler. “Şşş!” dedim araya girerek. Zaten girmesem de Selçuk alayına girecekti ya, neyse. “Terbiyeli olun gençler. Bizler polisiz!” “Biliyoruz ne bok olduğunuzu!” dedi ilk konuşan yirmili yaş ortası elini kaldırarak. İşte o anda Selçuk, çocuğun bileğini kavradığı gibi elindeki telsizi burnunun üzerine oturttu. Ben daha, dur demeden üç kez aynı yere indirmişti telsizini. Arkadaşlarına yardım etmek isteyen bir diğerini ise Selim okkalı bir Osmanlı tokadıyla yere yıktı. Ayakta kalan en son genç ise ne saldırabilmiş, ne de kaçabilmişti. Telsizden geçtiğim anonsla çok geçmeden dört ekip otosu sokakta belirmişti. Korkan gencin koluna girmiştim. Diğerlerini ise kelepçelemişti bizimkiler. Başlarına geleceklerden haberleri vardı. Bile bile lades demişlerdi ve şimdi kaybettikleri bahsin tahsiliyle uğraşacaklardı. Sevilmez bu tip yerlerde bizim gibiler. Nedendir anlamam, herkesin varoş diye bahsettiği yerlerde ayrı bir polis düşmanlığı vardır hâlbuki. Oysa kuyrukları kapıya sıkışsa ilk olarak arayacakları arkadaşları değil, o hiç sevmedikleri polis olurdu. Tamam, herkes pir-ü pak demiyorum, ama sessiz sedasız üç polisi de mahalle arasında sıkıştırmaya kalkarsanız, ağzınızın orta yerine yiyeceğiniz telsiz darbeleriyle uzunca bir zaman sıvı besinlerle beslenme riskini de göze almanız lazım. Ne demiş eskiler, paçan ıslanmadan balık tutamazsın! Sadece bu memlekette değil, dünyanın hiçbir yerinde polise yapılan saldırı hoş görülmez. Hatta dünyanın en medeni ülkeleri sandığımız birçok yerde, polisin canına kast edenler için vur emri bile çıkar. Ne yalan söyleyeyim, bizde en fazla falakaya yatırırlar adamı. Bu hareketli gençler için de bu günün mönüsünde falaka vardır artık. Akıllanırlar mı? Hiç sanmıyorum! Ayaklandıkları anda yine aynı boku yiyeceklerini adım Salih’miş gibi biliyorum. Böyle yerlerde polise saldırmak, posta koymak, küfretmek, aşağılamak, direnebildiğin kadar direnmek, en azami zararı vermek bir tür sosyal statü göstergesidir. Bu zibidiler yarın kahveye girdiklerinde birer kahraman gibi karşılanacak nasılsa. “Verin bakalım gençler okkalı birer kahve!” diyenlere, “Buyur delikanlı, buradan yak!” diye sigara uzatanlar çıkacak. Sırtları sıvazlanacak belki birkaç gün. Ama böyle gençler bir zaman gelip de, her hangi bir suçla karşı karşıya kaldıklarında o kahve ısmarlayanlar, sigara ikram edenler, bira şişesi tokuşturanlar polise verecekleri ilk ifadede şunları söyleyecekler; “İtin, uğursuzun tekiydi. Bir gün başını belaya sokacağını, kendi başını yakarken, bir başka masumun da canın yanacağını falan hep söylerdik. Ama pislik adamın ruhuna işlemiş amirim. Böyleleri ancak hapishaneden anlar! Şimdi sokacaklar bunları damatlar koğuşuna, oradaki taşağı kıllının birinin karısı olacak, onu bilmezler mesela! Selamı alınacak şerefsiz değildir böyleleri!” Ya da işi daha ileri götürecekler belki; “Sallandıracaksın böylelerini!”