32

İnsanlarla ilişkileri sadece fayda üzerine kuruludur; eğer fayda sağlayamayacaklarını bilirlerse kurbanlarını duygusuzca terk ederler, ya da en duygusuz şekilde zarar verirler. Abuzer gibiler ise bu tiplerden farklıdır. Psikopatlığın yanında, bir de pedofil olanlar yani. İşte onlar herkes için tehlike, herkes için tiksinme ve herkes için katli vacib hislerinin dipdiri tutulmasını sağlarlar. Neyse… “Kayda değer bir bok yok abi yatak odasında. Eski bir yatak, boş bir dolap o kadar!” diyerek yanıma geldi Selçuk. Ardından Selim de mutfaktan çıktı. “Al benden de o kadar! Bu ev bomboş!” “Abuzer’i öldürmek isteseydiniz, ama öyle böyle öldürmek değil, bugün gördüğümüz hale sokmak isteseydiniz, ona nasıl yanaşırdınız?” dedim. İkisi de ne diyeceğimi merak eder gibi yüzüme bakıyordu. Ceketimin cebinden sigara paketini çıkarıp uzattım. Aldıkları sigaraları yakarken, “Bir kere ona çok yakın davranırdım,” dedi Selçuk. “Psikopatlar pohpohlanmaktan hoşlanırlar…” “Ve her defasında haklı olduğunu, yaptıklarının başkalarına yanlış gelse de, herkesin düşüncesinin müstakil olduğunu falan, öyle alttan alttan verirdim ayarı,” diye ekledi Selim de. İkisi de haklıydı. “Fakat!” dedi Selçuk, gözüne kaçan dumandan dolayı yana gözünü ovuştururken. “Bu tipler öyle hemen herkesle şak diye, iki günde samimi olmazlar. Hele de evlerine tövbe almazlar!” “Evet,” dedim. Ayakta durmaktan belim ağrımıştı. Bir sandalye çekip oturdum. “İki yıldır ortalarda yoktu zaten. Bunlar samimiyet kuramazlar kimseyle. Uzak kaldıkları zamanlarda, tanıdıklarının asla akıllarına getirmezler. Yakınında olmayan birinden faydalanamayacaklarını bildiklerinden, yıllar sonra gördüklerinde akıllarındaki arşivden dosyaları çıkarırlar. Anasını, babasını, kardeşlerini yıllarca arayıp sormayan psikopatlar gördüm ben,” derken bir tane fındık faresi karşıdan hızla geçip, eskimiş tahta döşemedeki bir delikten içeri girdi. Sigaralarımızı içtikten sonra, tekrar ayaklandık. Aynı yerlere farklı gözlerle bakmak sonuç verebilirdi, ama olmadı. Bomboş evde tek bir iz yoktu, o güne dair. Eldeki delillerden başka şimdilik bu evle alakalı işimiz kalmamıştı. Saat de dördü yirmi geçiyordu. Gitmekten başka yapılacak iş yoktu yani… Aşağıya inip, binadan çıktığımızda birkaç delikanlı ile karşılaştık. Bakışlarından pek de dost canlısı olmadıkları belli oluyordu. Gecenin bir yarısı, hatta sabaha karşı bu saatte buralarda insan namına kimse olmazdı diye düşünürken, bu üç genç karşımızda belirivermişti işte. Dedim ya, dost canlısı görünmüyorlardı diye, cızırdayan telsizin sesini biraz daha açtım. Polis olduğumuzu belli etmenin en kestirme yoluydu bu. Buna rağmen, olsa olsa yirmili yaşların ortalarında olanı, “Hayrola beyler,” diye ahkâm kesmeye kalkınca, ilk atlayan bizim Selçuk oldu. “Hayır, hayır!” “Hayırsa madem, gecenin bu vaktinde ne arıyorsunuz burada?”