31

“Kaç kez hem de,” dedi Selçuk. “Fakat ne yalan söyleyeyim, senin hiç Sudoku çözdüğüne de şahit olmadım abi.” Sırıtıyordu. Bu sırıtışını biliyordum. Laf sokmaya hazırlanıyordu karşımda zibidi. “Çözüyorum arada bir,” dedim. “Çözmeye uğraşıyorsun abi,” dedi aynı sırıtmayla. “Bulmaca tamamlanınca çözülmüş olur. Sen daha hiç birini tamamlayamadın ki!” “Haydi oradan! Hergele!” dediysem de haklıydı Selçuk. Bitirebildiğim bulmaca çok azdı. “Ne arıyoruz?” dedi sonra, ama zaten ne desek de havada kalacaktı. “İlginç olan ne varsa işte,” diyen Selim, benden önce cevaplamıştı. “Mutfağa bir göz atacağım ben,” diyerek yanımızdan ayrıldı. Selçuk da yatak odası dediği, lakin içindeki yatağa yıllardır yatılmamış odaya geçti. Ben de o acayip görüntüyle karşılaştığım odada kalmıştım. Günlerdir yerde birikinti halinde duran ve artık kurumuş olan yoğun kan izlerinin başına gittim. Başımı tavana kaldırıp, yeniden aralarında bir, bir buçuk metre mesafe olan halkalara baktım bir süre. Odanın yüksekliği üç metreden azdı. Duvardaki not dikkatimi çekti. “-2.80-“ yazıyordu. Sanıyorum olay yeri incelemenin notuydu bu. Abuzer’in cesedi ayak bileklerinden bağlanmıştı. Seksen kilo civarındaki bir adamı bu hale getirmek için onu bayıltmaktan başka çare yoktur. Kan tahlilinde ise sadece sildenafil ve esrarın etken maddesi THC ile birlikte yüz elli miligram yani bir buçuk promil alkol tespit edilmişti. Normalde bu kadar bir alkol insanda ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekme, denge ve koordinasyonun kaybedilmesi, belirgin olarak sarhoşluk hali gibi durumları yaratır. Esrarla birleşince Abuzer tamamen kendinden geçmiş olmalıydı. Şimdi asıl soru, bütün bu ıvırı zıvırı bünyesine tek başına mı koymuştu? Yanında biri ya da birileri var mıydı? Yani kafamı kurcalayan şey; katil, Abuzer iyice kendinden geçtikten sonra mı eve girmişti? Dedim ya, Abuzer sevimsiz herifin tekiydi. Yani ne yapacağını önceden kestirmeniz öyle pek mümkün değildi. Dostane bir içki masasında birkaç arkadaşını durduk yere bıçakla yaraladığı vakaların olduğunu biliyorduk. Sonra bir başka konu daha vardı; Psikopat dediğimiz insanlar, aslında korkunun zirvesinde yaşayan insanlardır. Hayatları sürekli korkma üzerine kuruludur. Korkularını bastırmak için, en etkili yöntemin insanları korkutmak olduğunu zannederler. Pek çok psikopat hiç şiddet içeren eylemde bulunmaz, ama hepsi yakınlarındaki insanlara sistemli olarak psikolojik işkence uygular, maddi-manevi büyük zararlar verir ve bundan zevk alır. Aslında psikopatlara deli falan dense de durum bunun tam tersidir. Çoğu buna katılmaz belki. Fakat inanın bana durum kabak gibi de budur. Bir kere, oldukça bilinçli hareket ederler, hak etme duyguları çok güçlüdür. Herkesten üstün, bir çeşit deha oldukları inancını taşırlar. Bağ kuramazlar; onlarla ilişkide olan herkes, çocukları ve aileleri dâhil, “kurbandır”.