30

Kapı savcılık tarafından mühürlenmiş, üzerine ise bol miktarda “POLİS – OLAY YERİ – GİRİLMEZ” yazılı sarı renkli emniyet şeritlerinden çekilmişti. Bu vakanın sorumluluğu bende olduğundan, mührü sökmeme sanıyorum kimse bir şey demeyecekti. Buraya geldiğimizi, tekrar salimen kafayla bir göz atacağımızı, emniyete de haber vermiştik. Abuzer’in evinin anahtarı dediysem, kendine ait anahtar değildi elimizdeki. İhbar sonucunda buraya gelenler, kapının kilidiyle beraber, çelik kapının kendisini bir güzel haşat etmişlerdi zaten. Giderlerken, eve kimse girip çıkmasın diye sağlamından iki halka takıp, kafam kadar sarı bir kilitle emniyete alınmış ev. Mühür de kilidin üzerindeydi zaten. Allahtan Nöbetçi Savcı araştırma konusunda anlayışlı davranmıştı. “Ben de geleyim,” falan dedi, ama gerek olmadığını uygun bir dille anlattığımda, dediklerimi kabul etmişti. Şimdi gelirse, rahat çalışamazdık falan, ne gereği vardı. Aldığı darbelerden dolayı zor açılan ve sonrasında zor kilitlenen kapıyı zorlanarak da olsa açmıştık açmasına, ama içerideki koku yeniden burun deliklerimize hücum etmişti. Hemen birkaç pencere açıp, nispeten de olsa içeriye farklı bir havanın girmesinin iyi olacağını düşündüm. Farklı diyorum, çünkü dışarıdaki hava da o kadar temiz değildi. Kömür kokusu buram buram kokuyordu. “Ceset kokusundan iyidir,” dedi o ara Selim. Haklıydı, ne diyeyim? “Nereden başlıyoruz?” diyen Selim, çoktan oturma odasının ışığını yakmıştı bile. “Rahat olun,” dedim sakince. “Bulmaca çözüyoruz. Acele yok. Sabaha kadar vaktimiz var…” “Bulmaca?” dedi Selim, sigarasını yakarken. “Hiç çözmedin mi?” diye cevap verdim ben de, Selçuk’un uzattığı sigarayı yaktıktan sonra. “Hani şu Japon bulmacaları var, Sudoku. Basit bir nokta bütün bulmacayı çözecektir ama bakarsın, bakarsın bir türlü bulamazsın. Birkaç dakikalığına başka bir şeyle uğraşırsın ve sonrasında yeniden başına oturduğunda, aradığın çözümün tüm çıplaklığıyla karşında durduğunu görürsün ya?” “Evet?” “İşte bu da öyle?” diyerek gülümsedim. “Yahu konuşturma be beni Selim! Sanki acemiye iş öğretir gibi!” “Abi sen bunu belki her dosyada en az on kez zaten anlatmıyor musun?” “Bilmem. Anlatıyor muyum?”