28

“Bir kere kapıda hiçbir şekilde zorlama, darbe izi falan yok,” diye devam etti Selçuk. “Abuzer çocuğun babasını tanıyordu muhakkak. Yani gecenin o vakti onu gördüğü anda kıyamet kopardı. Evdeki eşyalara bakınca, mücadele izi olduğunu söyleyemiyoruz. Besbelli tanıdığı ya da Abuzer’in onu evine alacak kadar güvenini kazanmış biri bu. Abuzer gibi adamların öyle çok samimi arkadaşları olmaması normal bana göre. Bir de iki senedir ortalarda yoktu. Böylelerinin ne kadar da kendileri gibi manyak tanıdıkları olsa da, kimse Abuzer gibi birinin yolunu gözlemez. Yanlış mıyım?” “Haklısın tabi.” “Eyvallah abi…” diyerek anlatmaya devam etti Selçuk. “Kaldı ki, bırak yolunu gözlemeyi, bir de ona âlem yapacak birini bulmak İstanbul’da bile mümkün değil. Yarın bir gün cenazesi kalkacak. Gör bak bakalım, kaç kişi gelecek? Kimse tutmaz o herifin salının ucundan. Kimsesizler mezarlığına gömer, işi bitirirler.” “Seveninin olmaması normal tabi. Zaten Abuzer öyle sevilecek, ardına düşülüp merak edilecek biri de değil,” diye araya giren Selim, “Bu herifin hastanede kaldığı zaman içerisinde ziyaretçileri olmuş mu, onu bir araştıralım derim ben.” “Evet,” dedikten sonra Haydar’ı aradım telefonla. Sesi uykulu geliyordu. Erkenden yatmıştı demek ki o da. “Efendim abi,” diyerek açtı telefonu. “Haydar, yarın otopsi var ya sabah erkenden.” “Evet abi. Orada olacağım ben de.” “Senin gelmene gerek yok. Sana başka bir iş çıktı aslanım.” “Nedir abi?” derken esniyordu Haydar. “Sen yarın şu Abuzer’in kaldığı hastaneye gideceksin. Adli vakaydı o. Geleninin gideninin kaydını tutarlar. İşte o kayıtların bir kopyasını alacaksın. Anladın mı?” “Anladım abi.” “Tamamdır. Yarın haberleşiriz,” dedikten sonra telefonu kapattım. Öküz gibi esniyordu karşımda. “Bugün Agit’le konuştuklarımızı hatırlıyorsun değil mi?” dedim Selçuk’a. Başını salladı. “Birden fazla cıgaralık sarmaya yetecek kadar esrar verdiğinden bahsetti değil mi?” “Evet.” “Ortada bir tane esrar zıvanası vardı değil mi?” Şaşkın şaşkın yüzüme bakıyorlardı ikisi de. “Kalkın gidiyoruz!” dedim. İlk atılan Selim oldu. “Nereye?” “Nereye olacak hacım. Okmeydanı’na!” “Bana uyar,” diye ayaklandı hemen Selçuk. Selim ise sakince başını salladı. Haydar’ı arayıp çağırmak uygun olmazdı. Esnerken bizi de bozardı şimdi… Saat on ikiyi geçiyordu yola çıktığımızda. Yanımıza atıştırmalık birkaç elma aldık o kadar. Selim bir ara yolda,