27

“Aman abi, hiç olur mu öyle şey. Ben severim tomurcuğu.” “Afiyet olsun hacım…” Hacım, diyordum, çünkü Selim geçen yıl hacca gitmişti. Anlata anlata da bitirememişti. “Çocuğun ailesi diyordun?” dediğimde kapının zili çaldı yeniden. “Selçuk’tur,” diyerek kalktım. Selçuk koca bir meyve poşeti ile kapıda dikiliyordu. Poşeti bana uzatıp, botlarının bağlarını çözmeye koyuldu. “Valla hangisinden istediğini bilemediğimden, ben de ne bulursam aldım abi,” dedi. Biraz sonra üçümüz de içerideydik. “Çocuğun ailesi Adapazarı’na gitmiş abi,” dedi Selim. “Kontrol ettirdik. Üç gündür oradalarmış.” “Abuzer’in öldürüldüğü tarihte İstanbul’dalarmış o zaman.” “Evet. Aldıralım hemen dedim, ama…” Ama… Aması ortadaydı. Makul şüphe oluşmuştu, ama Berat’ın babasını şu anda gözaltına alınamazdı. Sadece bilgisine başvurabilirdik. Zaten bizimkilerde onu halletmişler. Adapazarı emniyetinden gereken bilgiyi almışlar. “Yarın geliyorlarmış nasılsa,” dedim arkama yaslanıp. “Sabah dokuzda Abuzer’in otopsisi var. Biz Selçuk’la otopsideyken, siz de Haydar’la adamı alırsınız.” “Nasıl istersen,” dedikten sonra bardağında kalan çayı bitirip, ayağa kalktı. “Sizinkileri de tazeleyeyim mi?” “Ben meyveden atıştıracağım,” dedim. Selçuk’un da çayla arası yoktu zaten. “Bu arada,” dedi Selçuk. “Abuzer’in kanında sildenafil bulunmuş.” “O neymiş ki?” “Ya şu milletin hiç kullanmıyorum deyip de, memlekette en çok satılan ilaçların başında gelen mavi haplar yok mu?” diyerek içeri giren Selim cevaplamıştı sorumu. “Cinsel mevzu!” “Ereksiyon hapları,” dedim şaşkınlıkla. “İşte onlardan,” diye devam etti Selçuk. “Sadece ereksiyon sağlamıyor ki abi. Millet öyle sanıyor, ama mevzu başka. Ana damarlarda genişleme ve elastikiyet sağlıyor. Kan akışını da ciddi şekilde artırıyor yani. Yani Abuzer tava geldiğinde, kan deveranı almış başını gitmiş vaziyetteymiş. Kanında alkole de rastlanmış sonra. Yani katil hiçbir şey yapmasa bile o durumda damarları patlayıp, ölebilirmiş bizimki…” “Bir de sen şu Abuzer’in öldürdüğü çocuğun babası falan diyorsun ya abi,” dedi bu kez Selim. Çay bardağını avucunun içinde sımsıkı kavrıyordu. Arada sırada bardağı yanağına değdiriyordu. “Yani?” dedim. “Bana kalırsa aradığımız katil o değil.” “Bana da öyle geliyor,” dedi hemen Selçuk. “Siz bunu buraya gelmeden epeyce konuşup, tartışmışsınız anlaşılan,” dedim.