23

“İstanbul dışında neresi olursa gideceğim,” demişti bir keresinde. Haklıydı bir bakıma kızcağız. Bu şehrin keşmekeşi, bu şehirde yaşayan herkesi canından bezdirmişti. “Bu memlekette herkesin kafası iyi baba… İnsan giderek daha da paranoyaklaşıyor. Adım başı serseri doldu. Kadın, çocuk demeden yol keseneler sardı memleketi. Eskiden olsa, geceleri derdim. Fakat şimdi güpegündüz saldırmaya başladılar. Yetmiş iki millet vardı eskiden. Şimdilerde artık sayısını bile tutturmak zordu. Haklıydı çocuk. Bu şehrin kafası iyiydi… Bir keresinde narkotikten bir arkadaşla çene çalıyorduk. O da aynı lafı etmişti. “Bu memleketin kafası hepten iyi be Salih abi,” demişti. “En fakiri, en pejmürdesi tinerle kafa yapıyor. Ortadan gidenler ottu, hafif ölçekli alkoldü falan onunla uçuyor. Zengini ise kokoya, ekse falan takılıyor. Yani senin anlayacağın, herkes cebindeki paraya göre zurna vaziyetinde. Kim ayık, kim uçuyor bazen kestirmekte zorlanıyor insan. Belki de bu şehrin keşmekeşinden başka türlü kurtuluş yok. Herkesin hayal âlemi kendine göre! Kimse oradan kopmak istemiyor!” Neresinden bakarsanız bakın, bu şehrin güvenliği giderek azalma noktasına kayıyordu. Kim yetersizdi; buna cevap vermek güçtü. Daha iki gün önce Suriyeli bir mülteci ile karşılamıştım. Metroda, vagonun içindeydi. “Beş liran var mı?” diye sordu Arap aksanıyla. Üstü başı leş gibiydi. En uyuz olduğum şey belki de ne durumu, ne de benden ya da önüne çıkan insanlardan uluorta para istemesiydi. Serçe parmağındaki tırnağını uzatmıştı. Arası pislik doluydu. “Yok!” dedim. “Vardır, vardır!” dedi sinirli sinirli. “Git ulan!” dedim ben de aynı sinirle. “Bak ben polisim! Canını yakarım senin pis herif!” “Hadi ya! Bizi bu memlekete getirdiniz. Mecbur bakacaksınız!” “Defol git ulan o zaman kendi ülkene!” dedimse de umuruna bile takmamıştı beni. Eh ne yaparsınız, bunlara öyle böyle yüz verilmiyordu sonuçta. Bizim çocuklar üniversite sınavlarında alınlarını çatlatırken, bunlar sınavsız sepetsiz üniversitelere yerleştiriliyordu. Bizim çocuklar devlet yurtlarının kapısını Allah’ın günü aşındırırken, bunlar ellerini kollarını sallaya sallaya devlet yurtlarına yerleşiyorlardı. Bizim insanımız asgari ücret denen tevekkül köleliğine mahkûmken, bunlar sırf mülteci oldukları için yattıkları yerden para alıyorlardı. Üstüne üstlük bu da yetmezmiş gibi, bir de gözlerine kestirdiklerine tebelleş oluyor, utanmadan haraç kesmeye kalkışıyorlardı. Haklarındaki şikâyet dosyaları gökdelen boyuna ulaşsa da kimse kılını kıpırdatmıyordu. Eller kollar bağlıydı…