22

Eve geldiğimde yatsı ezanları okunmaya başlamıştı. Selçuk’a yemeğe kalmasını istediysem de, bizim idealist komiser Zeytinburnu’na gideceğini, Seyfi’yle konuşacağını söylemişti. Haydar’la Selim’den de şimdilik kayda değer bir havadis gelmemişti. Abuzer’in öldürüp, tecavüz ettiği çocuğun ailesi İstanbul’da değildi. Dediklerine göre bir yakınlarının cenazesi için iki gün önce Adapazarı’na gitmişler. Yarın döneceklermiş. Elde bir kanıt olmadığından, Adapazarı polisiyle irtibata geçip, adamı ürkütmemenin daha mantıklı olduğuna karar vermiştim. Yarına kadar dönmezlerse, haklarında bir arama izni çıkarttırmam beş dakikalık meseleydi. Otopsi için de yarını bekleyecektik. Millet durmadan birbirini boğazladığı için, bulunabilen cesetler ve aslında doğal yollardan ölenler için de vara yoka otopsi isteyenler dolayı, morgda da sıra vardı kuşkusuz. Fakat Abuzer’in cesedi normal bir ceset olmaktan çok farklı yerlerde olduğu için, sağ olsun savcı, başsavcının da araya girmesiyle otopsi öne alınmıştı. Yarın sabah dokuzda çocuklarla beraber orada buluşacaktık. Eve gelmeden kızım İpek’i aradım. Hastanedeymiş, nöbeti varmış. Mezuniyetine çok az bir zaman kaldığından her şeye dikkat ediyordu evladım. Yemeğin hazır olduğunu söylediyse de, o rezil kokudan dolayı benim yiyecek halim yoktu. Mutfağa geçip ocağa çay koydum. Dolapta bir iki paket tuzlu kraker olacaktı. Belki birkaç tane ağzıma atabilirdim. Çay demlendikten sonra, bir bardak doldurup içeri geçtim. Bir yudum çayla birkaç kraker yediysem de olmadı, boğazımdan geçmedi. İçim bir türlü kabul etmiyordu. Bir sigara yakıp, ayaklarımı sehpaya uzattım. Aklıma Cavidan geldi. “Nereden adet edindin bunu bilmiyorum ki?” derdi eğer yanımda olsaydı. Sinir olurdu sehpaya ayaklarımı uzatmama. Çayım bittiğinde burnuma başka bir koku çalındı. Kömür kokusuydu bu. Bugünden üzerime sinmişti anlaşılan. Kalkıp, duşa girmenin ve üzerimdekileri kıyafetleri değiştirmenin en mantıklı yol olduğuna karar verdim. Duştan çıktığımda bir bakıma arınmış gibiydim. Sonra kafama dank etti, evin boşluğu. Evet, ev bomboştu. Buzdolabının motorundan gelen sesi saymazsak, ses seda yoktu. İpek bir iki ay sonra mezun olacaktı. İstanbul’da durmak istemiyordu.