11

“Abuzer’i mi halletmişler abi?” “Evet. Okmeydanı’ndayız çocuklarla. Sen halledebildin mi işlerini?” “Hallettim abi, hallettim. Okmeydanı’nın neresindesiniz?” “Abuzer’in evi var ya…” “Evet?” “Oradayız. Daha yeni geldik yani. Çıkmadık daha yukarıya.” “Tamam abi, anladım. Çok kalmam, ben de geliyorum hemen.” Polis, Abuzer’in yaşadığı, daha doğrusu artık yaşamadığı üç katlı binanın girişinden ellişer metre sağlı, sollu emniyet şeridi çekmişti. Biz de araçla ancak oraya kadar ilerleyebildik zaten. Sokağın başından buraya gelene kadar Haydar, “Ulan bi yol verin anasını satayım ya!” diyerek, epeyce küfretmişti kalabalığa. “Yahu siren, korna, hiçbirini sallamıyor bu geri zekâlılar!” Dedim ya fark edilmeyecek binalar diye, işte bu zavallı bina da öylece bir yerdi işte. Önünden binlerce kez geçseniz bile fark edemeyeceğiniz, umursamayacağınız bir bina, bir anda reyting patlamasıyla karşı karşıyaydı. Ellerinde kameralarla çekim yakan haberciler, şakır şakır fotoğraf çeken gazetecileri toplasanız neredeyse bir mahalle daha adam çıkardı. Yanından geçtiğimiz bir kadın, kendine uzatılan mikrofona ateşli ateşli demeç veriyordu. Ne yapsın garip? Yıllarca o cam ekranda başkalarını izlemişti, şimdi de fırsat ayağına gelmişti. “Biz biliyorduk zaten böyle bir şey olacağını. Bu herif mahalleye geldiğinde lafı sözü olmuştu. Böyle birkaç halt yemiş affedersin. Günahı boynuna diyeceğim de valla hiç de öyle değil. Anası rahmetli muhterem kadındı bunun. Bunun pisliklerini öğrenince evden kovmuş bu soysuzu. Epeyce bir zaman ortalarda görünmediydi. Sonra işte o çocuğa, tövbe estağfurullah, o kötülüğü yapınca bu yine kaybolduydu ortalıktan. Hapishaneye düşer dediydik amma hastaneye yatırmışlar deli diyerek. Bir hafta kadar önce yine peyda oldu mahallede. Aklımız başımızdan gitti. Mahallenin gençleri bir iki sıkıştırmışlar gerçi de, gel velakin huylu huyundan vazgeçer mi hiç?” Kadın durmadan anlatıyordu. Son sözü herkesçe bilinen bir cümle ile bitmişti. “Hangi kanalda çıkacak bu? Saat kaçta yayınlanacak?” Birkaç dakikalığına meşhur olacaktı. O ekrandan görününce öyleydi sanki. Konu komşu anlatacaktı biraz. “Seni gördük kız televizyonda,” diyeceklerdi. “Haydi iyisin. Yakında bir diziden teklif de alırsın!” diye alay malzemesi bile olacaktı. “Belli mi olur? Siz televizyona çıkamadığınıza yanın!” diye de cevap verecekti, övünecekti belki… Neyse. Sarı boyalarıyla beraber, yer yer sıvaları da dökülmüş köhne evin kapısında, yukarı kattan inen astronot kılıklı olay yeri inceleme memuruyla karşılaştık. Beni tanıyor gibiydi, ama ben adını unutmuştum. “Yukarıya mı Başkomiserim?” dedi.